Academia.edu no longer supports Internet Explorer.
To browse Academia.edu and the wider internet faster and more securely, please take a few seconds to upgrade your browser.
Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi
Ali b. Süleyman el-Mansûrî (ö. 1134/1722), ilmi birikimi, talebeleri, eserleri ve kazandırdığı Mısır tariki vesilesiyle Osmanlı ilim dünyasında önemli bir yere sahiptir. Makalede Osmanlı ilim dünyası için önemli bir isim olan el-Mansûrî’yi tanıtmak, kendisinin ilmî kariyerini özellikle de kıraat alanındaki konumunu tespit etmek, ayrıca yetiştirdiği talebeler ile yazmış olduğu eserler bakımından Osmanlı ilim dünyasına katkılarını ortaya koymak hedeflenmiştir. Çalışma Ali b. Süleyman el-Mansûrî ve Osmanlı ilim dünyasına katkıları olmak üzere iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde el-Mansûrî’nin hayatına yönelik bilgi verilirken; ikinci bölümde ise Osmanlı ilim dünyasına katkıları bağlamında talebeleri, eserleri ile Osmanlı’ya kazandırmış olduğu Mısır tarikinden bahsetmek suretiyle Osmanlı ilim dünyasına katkılarına değinilecektir. İncelemeler sonucunda el-Mansûrî’nin yetiştirdiği talebeleri, yazdığı eserleri ve Osmanlı kıraat ilmine kazandırıp kökleştirdiği Mısır tariki vesilesiyle Osmanlı ilim dünyasına önemli katkıları olduğu sonucuna varılmıştır
Fecr Yayınları, 2024
İnsanlık tarihinde büyük kültür havzaları, doğal olarak kültürel alışverişin en yoğun yaşandığı doğal geçiş güzergahlarında oluşur. Kadim bilgeliğe sahip milletierin mi bu kültür havzalanru şekillendirdiği, yoksa bu geçiş alanlarının mı onları cezbedip bir araya getirdiği hususu tartışli!}aya açık bir durumdur. Mısır Medeniyeti'nden İnkalar'ın yaşadığı alanlara, Mezopotamya'dan Balkanlar'a kadar bu medeniyet merkezleri, tarihi seyir içinde birbirine bağladıkları milletierin hikemi birikimlerini sürgit bir biçimde arttırmışlar ve geride havsalaları zorlayan eserler bırakmışlardır.
2023
Kutsal Roma tahtına oturacak imparatorun belirlenmesi ile başlayacak olan süreçte cihan hakimiyeti fikri iki merkezde de kendini belli eder. Habsburglar Müslüman gücünü bertaraf etmek isterken Osmanlılar Hıristiyanlar ve Avrupa üzerinde mutlak hakimiyet kurmak ister. Nitekim yerel bir Macar sorunu olarak gerçekleşen Belgrad seferi Habsburgları da ilgilendiren geniş bir boyut kazanır. Şarlken İtalya emelleri için Fransa ile savaşırken bir yandan Osmanlılar Rodos’u da ele geçirip Akdeniz’deki St. Jean şövalyelerinin tehdidini bertaraf eder. Bunun ardından Fransa’nın zor duruma düşmesiyle Osmanlı-Fransa ittifakı gerçekleşir. Bu ittifaka ilaveten Osmanlı’nın Venedik’le olan dostane ilişkileri Osmanlı’ya karşı Haçlı birliği oluşmasını engeller. Nitekim Osmanlı’nın Viyana’ya dayanması korkuları arttırarak Hıristiyanların birleşmesine neden olur. Barbaros ve Andrea Dorya’nın denizlerdeki rekabetinin ardından Haçlı birliği oluşur ve Preveze’ye giden süreç yaşanır. Preveze bozgunuyla Haçlı motivasyonu tekrar kırılır ve Habsburglarla sulh imzalanması yoluna gidilir. Böylece Osmanlı da Safevilerle meşgul olabilecektir. Şarlken’in tahttan feragati ile sulh bozulur ve Kanuni Macaristan’da kalıcılığı sağlamaya çalışır. Boğdan’ı sağlama alıp bazı yerleri doğrudan Osmanlı’ya bağlarken daha sonraki hadiseler dolayısıyla Zigetvar ve Eğri üzerine yürür. Bu kalıcılık açısından önemli bir sefer olmasına rağmen Kanuni zaferini göremeden vefat eder.
KANUNÎ SULTAN SÜLEYMAN DÖNEMİ OSMANLI MACAR İLİŞKİLERİ , 2016
Özet XVI. Yüzyıl Osmanlı Devleti’nin her yönden zirveye çıktığı bir yüzyıldır. Osmanlı Devleti süper güç olma özelliğine bu yüzyılda ulaşmış, en büyük fetihlerinden birçoğunu yine bu yüzyılda gerçekleştirmiştir. Sultan Süleyman, uzun saltanatı ve yaptığı seferleriyle, Türk tarihinde müstesna bir yer teşkil etmektedir. O, Avrupa topraklarına on sefer-i hümayun gerçekleştirmiş, bunun sonunda birçok Avrupa şehrini ve ülkesini fethetmiştir. Osmanlı Devleti’nin Avrupa’ya geçtiği ilk günden itibaren mücadele etmek zorunda kaldığı önemli devletlerden biri Macaristan olmuştur. Osmanlı-Macar mücadelesi 16. yüzyıl ortalarına kadar, bazen ara vermekle birlikte, devam etmiştir. Bu yüzyılda Orta Avrupa’da iki güçlü siyasal varlıktan biri Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu, diğeri de Macaristan’dır. Kanunî Sultan Süleyman’ın ilk seferi Belgrad üzerine olmuş, Osmanlılar, 1521 yılında bir Macar şehri olan Belgrad’ı almışlardır. Belgrad, Avrupa’nın kapısı konumundaydı ve son derece stratejik bir noktada bulunuyordu. Arkasından Fransa’nın yardım isteğini de karşılamak amacıyla 1526 yılında meydana gelen Mohaç savaşıyla Macar ordusu bozguna uğratılmış ve artık Macaristan’da Osmanlı hâkimiyeti yerleşmeye başlamıştır. Anahtar Kelimeler: Kanunî, Osmanlı, Macaristan, İlişki, Yanoş SULEIMAN THE MAGNIFICIENT and OTTOMAN-HUNGARIAN RELATION Abstract The ottoman empire came out on the top from all directions in the 16th century. The Ottoman Empire reached the superpower feature in this century that feature has made the most of the great conquests in this century. Suleiman, with their long reign during his period,who took a special place in Turkish history. He realized ten imperials on European soil, as a result of this, he has conquered Europen city and many European countries. The Ottoman Empire had to fight from the first day, which is one of the key state is Hungary. Ottoman-Hungarian struggle until the mid-16th century, although sometimes a break, continued. One of two powerful political entity in the middle of this century the Holy Roman-Germanic Empire in Europe, the other is in Hungary. Suleiman the Magnificent was conquered the first time on Belgrade, Ottomans took a Hungarian city of Belgrade in 1521. Belgrade was on as the European position of the door and it was in an extremely strategic point. After that, also for meeting of France’s help demand, Hungary Army was beaten with Mohaç War occured in 1526 and Ottoman domination started to spread in Hungary. Keywords: Kanuni, Ottoman, Hungary, Relation, Yanoş
Pamukkale Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi Pamukkale University Journal of Divinity Faculty, 2023
Arap edebiyatı tarihine bakıldığında tabakât eserleri şiir, belagat, nahiv gibi pek çok alanda ilim adamının hayatlarını ve eserlerini öğrenmeye olanak sağlamaktadır. Ayrıca kişilerle ilgili bilginin yanında dönemin siyasi, sosyal ve kültürel yaşantısı hakkında bilgilere de ulaşmayı sağlamaktadır. XIX. yüzyılda yaşamış olan Muhammed b. Osman es-Senûsî de Tunus’un ilmi tarihine ışık tutan terâcim kitabının müellifi olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaklaşık üç yüz yılı aşkın Tunus’ta hüküm süren Hüseynî Hanedanlığı (1705-1735 ve 1756-1957) boyunca yaşamış olan alimlerin biyografilerine yer veren Musâmerâtu’ẓ-Ẓarîf bi-Ḥusni’t-Taʽrîf adlı eseri Arap dili ve edebiyatı açısından önemli bir yer tutmaktadır. es-Senûsî, XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin hakim olduğu bir dönemde doğmuştur. Aristokrat bir aile içerinde dünyaya gelmiş ve Tunus’un yakın tarihi içerisinde önemli vazifelerde bulunmuş bir şair, yazar ve tarihçi olarak bilinmektedir. Bu çalışmada müellifin hayatı ve Musâmerâtu’ẓ-Ẓarîf bi-Ḥusni’t-Taʽrîf adlı eseri incelenerek Arap dili ve edebiyatındaki bilgi ve
A.Ü Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 2020
Osmanlı Devleti ve İran farklı dini, toplumsal ve siyasal yapılara sahip iki devlet olmasına rağmen, 19.yüzyılda batı tipi siyasal sistem değişikliği taleplerinin baskısı altında benzer politik süreçler yaşamıştır. Modernleşme yanlısı grupların öncülüğünde başlayan, anayasalı meşruti bir düzen kurulması yönündeki talepler, geleneksel doğu toplumlarının önderi olan ulemanın da katılımı ile siyasi düzen değişikliklerine neden olmuştur. Kendi özgünlükleri içinde sosyal ve ekonomik değişimlerini yaşayan Osmanlı Devleti ve İran'da, toplumsal ve siyasal alandaki temel bazı benzerlik ve farklılıkları eş zamanlı olarak ele almak, karşılaştırmalı bir bakış açısı ile ulemanın iki ülkede ki meşrutiyet taleplerine karşı olan bakış açılarını ve sonrasındaki siyasal konum alışlarını ortaya koymak çalışmanın temel amacıdır. Abstract Although the Ottoman State and Iran were two sperate states with different religious, social and political structures, both states experienced similar political processes under the pressure of the demand for western type political system changes in the 19th century. The demands for the establishment of a constitutional system that started under the guidance of pro-modernization groups caused changes to the political system with the participation of ulema, who were the leaders of societies. The main purpose of this article is to concurrently discuss some of the main similarities and differences in social and political areas in the Ottoman State and Iran, which experienced political chances within their own characteristics and, present, with a comparative point of view, the perspectives of the ulema about the demands for constitutionalism in this two states and, the political positions of the ulema after the changes
İLK DÖNEM OLAYLARININ MÜSLÜMANLARIN TARİHİNE YANSIMALARI, 2022
Dtcf dergisi, 2015
Hesâb-ı Asgar-ı Nâmütenâhiyat adlı eserini Hendese-i Mülkiye-i Şâhâne talebesinin faydalanacağı bir ders kaynağı olarak yazmıştır. Fakat kitap sadece Hendese-i Mülkiye Şâhâne ile sınırlı kalmamış sonrasında muhtemelen Mekteb-i Harbiye ve Darülfünun'da da okutulmuştur. Diferansiyel hesaptan bahseden eser, içerdiği kısmi türevli denklemler ve kuaternion hesabı gibi konular açısından önemlidir. Osmanlı döneminde yazılan diferansiyel hesaptan bahseden kitaplar arasında (tespit edebildiğimiz kadarıyla) bu konulara değinen ilk eserdir.
Tüm hakları yazarına aittir. Yazarın izni alınmadan kitabın tümünün veya bir kısmının elektronik, mekanik ya da fotokopi yoluyla basımı, çoğaltılması yapılamaz. Yalnızca kaynak gösterilerek kullanılabilir.
Hz.Muhammed(S.AV)’e İslam dini tebliğ edildiğinde ona verilen emirlerden biri de İslamiyeti olabildiğince çok insana ve geniş topraklara yaymasıydı. Bu doğrultuda Hz. Muhammed(S.A.V) döneminden başlamak üzere Dört Halife Dönemi, Emeviler, Abbasiler ve daha sonra İslamiyeti kabul eden Türk Devletleri İslamiyetin Cihad fikrini benimseyerek İslamiyeti korumayı ve çok sayıda insana ulaştırmayı hedeflerine koyarak politikalar üretmişlerdir. İslam fütühatının başlamasıyla birlikte kısa zamanda İslamiyet geniş topraklara yayılmaya başlamıştır. Bu fetihlerin en önemlilerinden biri de Afrika’da yapılan fetihlerdir. Emeviler döneminde Afrika’nın Mağrip denilen Fas, Cezayir, Tunus gibi önemli bölgelerine hakim olan Müslümanlar Vizigotların hüküm sürdüğü İspanya’ya geçerek orada güçlü bir siyasi varlık kurmaya muvaffak olmuşlardır. Müslümanlar siyasi varlıklarının yanı sıra İspanya’ya başta adalet, eşitlik, özgürlük gibi kavramları yerleştirirken bölgede yaşayan farklı etnik köken ve farklı dinden olan insanların beğenisini ve yakınlığını kazanmışlardır. Diğer taraftan Endülüs’lü hükümdarlar bilimi ve bilim adamlarını destekleyerek büyük bir medeniyetin oluşumuna katkıda bulunmuşlardır. Bu hükümdarlardan en önemlileri III. Abdurrahman ve oğlu Mustansır’dır. Onların döneminde Endülüs âdeta bir ilim yuvası haline gelmiştir.
BİRİNCİ BÖLÜM Ahmet Mecbûr Efendi'nin Hayatı ve "Hilâfetnâme-i Osmânî ve İttihatnâme-i İslâmî" Adlı Eseri 1 Burhan ÇONKOR* 2 Giriş İlme ve öğrenmeye daha ilk inen âyetleriyle teşvik eden Yüce dinimiz İslam, ilim yolunda gayret sarf edenlerin ayrıcalığına da vurgu yapmıştır. 3 Müslüman Türk milleti de Kur'an'ın emirleri ve Hz. Peygamber'in (s.a.s) uygulamalarından hareketle ilim öğrenmeye özel bir önem vermiş, yetiştirdiği âlimler vasıtasıyla İslam'a ve Müslümanlara hizmet etmiştir. Memleketlerin ilim ve kültür alanında ilerlemesi ancak yetiştirdiği âlimler vasıtasıyla mümkün olabilir. 1071 yılında Anadolu'nun fethi ile Horasan' dan gelen âlim ve mutasavvıflar vasıtasıyla Çankırı' da da yaklaşık bin yıllık bir ilmî ve tasavvufî kültürün izlerine ulaşılabilmektedir. 4 Özellikle Osmanlı Devleti zamanında medrese ve vakıf müesseseleriyle daha sistematik bir şekilde sürdürülen bu eğitim ve kültür faaliyeti neticesinde Çankırı' da pek çok âlim ve mutasavvıf yetişmiştir. XIX. yy. sonlarında Çankırı' da, hem ilmî hem de tasavvufî kültürü sahiplenerek, gelecek kuşaklara aktarılmasında rol oynayan en önemli şahsiyetlerden biri de hiç şüphesiz Müderris Zaîmzâde Ahmet Mecbûr Efendi olmuştur. Mecbûr Efendi, bizzat kendi imkânlarıyla kurduğu medrese ve kütüphanesine, şahsına ait kitapları da vakfederek büyük bir fedakârlık örneği ortaya koymuştur.
XVIII. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti, Avrupa ordularında ortaya çıkan gelişmelere ayak uydurma çabalarına girişti. Bu amaçla ordu ve donanmada Avrupalı askerî uzman/danışmanlara yer vermeye başladı. Bu uzman heyetler, siyasî ilişkilerin yoğun olduğu İngiltere ve Fransa gibi ülkelerden talep edilmekteydi. Sultan II. Abdülhamid döneminde ise, İngiliz ve Fransızların Türkiye'ye siyasî baskı uygulamaları ve iç işlerine müdahaleleri, Almanya ile siyasî ilişkilerin daha fazla gelişmesine sebep oldu. Almanya ile başlayan siyasî ilişkiler, zamanla ticarî, ekonomik ve askerî ilişkilerin de gelişmesini sağladı. Sultan, özellikle 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı'nda dağılan Türk ordusunu yeniden düzenlemek için Almanya'dan askerî danışmanlar talep etti. Askerî danışmanların Osmanlı ordusunda görev alması ile Alman silah endüstrisi de ülkeye girdi. Krupp, Loewe ve Mauser gibi büyük Alman silah firmaları, Osmanlı ordusunun top ve tüfek vb. gibi önemli askerî teçhizatlarını karşılamaya başladılar. Özellikle Krupp, zamanla Türkiye'de top mühimmatı pazarında tekel durumuna geldi.
2009
.bn Teymiye'nin es-Siyâsetü' -Uer'iyye fî .slâhi'-Râ'î ve'r-Ra'iyye adl eseri XVI. ve XVII. As rda Osmanl dünyas nda tespitlerimize göre iki kere tercüme edilmitir. Mütercimlerden ilki Tezkiresi ile tan nan  k Çelebi'dir. Daha sonra Küçük Kâd zâde diye bilinen ve Kad zadeliler hareketinin lideri olan Kad zade Mehmed'in de eseri tercüme etti,i bilgisi literatürde yer almaktad r. Fakat bu tercüme esas itibar yla A k Çelebi'nin tercümesinin ayn s d r. Makalemizde bu durum delilleriyle ele al nacakt r.
Loading Preview
Sorry, preview is currently unavailable. You can download the paper by clicking the button above.