İçeriğe atla

ocak

Vikisözlük sitesinden
Ayrıca bakınız: Ocak

Türkçe

[düzenle]

Köken

[düzenle]

Osmanlı Türkçesi اوجاق sözcüğünden devralındı. Ana Türkçe *ōtčak sözcüğünden devralındı. od *ōt'tan geliyor

Söyleniş

[düzenle]
  • (dosya)
  • Heceleme: o‧cak

ocak (belirtme hâli ocağı, çoğulu ocaklar)

Ocak (1)
Adam, ocakta balık pişiriyor. (3)
Ocak (4)
Mermer ocağı (5)
  1. (yerler) Ateş yakmaya yarayan, pişirme, ısıtma, ısınma vb. amaçlarla kullanılan yer
    • Üç balıkçı güneş batarken kumların üzerine iki taştan bir ocak yaptılar ve ateş yaktılar. - Halikarnas Balıkçısı
  2. (yangın, mimarlık) şömine.
    • Ocağın önünde oturup acayip bir dikkatle odunların yanışına bakar. - Y. K. Karaosmanoğlu
  3. (mutfak eşyaları) Isı vererek üzerine veya içine konulan maddeleri ısıtan, pişiren, kaynatan, eriten araç veya alet
    • Anlaşılan çamaşırcı giderken ocağı tam söndürmemiş olacak. - H. Taner
  4. (odalar, işletmeler) Kahvelerde, kuruluşlarda çay, kahve vb.nin yapıldığı yer, kahve
    • 2014: Ayfer Tunç, 2014 Dünya Ağrısı, sayfa 82 , Can Sanat Yayınları
      "Kibar'ın dikkati olmasa giderken sabah akşam tost yiyip çay içtikleri ocağa da borç takmış olacaklardı."
  5. Yer üstünde veya yer altında cevher çıkarılan yer
    • Mermer ocağı. Kömür ocağı.
  6. (tarım, bahçıvanlık) Bahçelerde ve bostanlarda her tür meyve ve sebze ekimine ayrılmış, çevresinden biraz yükseltilmiş toprak çukuru
    • Mustafa, arkasına güçlü kuvvetli bir kadın takmış, üç evleğine çizgiler, ocaklar açıyordu. - S. F. Abasıyanık
  7. Aynı amaç ve düşünceyi paylaşanların kurdukları kuruluş veya toplandıkları, görev yaptıkları yer
    • Başlangıçtan beri burası bir vatansever ocağı idi. - F. R. Atay
  8. (aylar) Yılın birinci ayı, kânunusani
    • Ocak ayını sevmem, oldum olası. - B. Felek
  9. (tarih) Yeniçeri teşkilatını oluşturan odalardan her biri
  10. Ev, aile, soy
    • Henüz temelleri atılmayan kendi ocağım kurulmadan yıkılmıştı. - A. Gündüz
  11. (halk ağzı, aile) Halk hekimliğinde bir önceki kuşaktan el verme suretiyle aktarılan bilgileri kullanarak belirli bir şikâyeti veya hastalığı iyileştirdiğine inanılan aile.
    • "Bugün de Anadolu’nun birçok yerleşim biriminde afsuncular, ocaklar ve muskacılar işlerine aynı sözlerle başlarlar." - Şakir Keçeli
  12. Bir şeyin en çok bulunduğu veya yapıldığı yer:
    • Bilim ocağı, hayır ocağı, fesat ocağı.
  13. Toprak altındaki su kanallarının toprak üzerine açılan ve bir kapakla örtülü bulunan deliği.

Deyimler

[düzenle]

ocağı batmak, ocağı kör kalmak, ocağına düşmek, ocağına incir dikmek, ocağına darı dikmek, ocağına incir ekmek, ocağına darı ekmek, ocağına su dökmek, ocağını yeşertmek, ocağın yansın, ocağın sönsün, ocağın yıkılsın, ocağı sönmek, ocağı tütmek, ocağı uyarmak, ocağı yanmak, ocak açmak, ocak bastırmak, ocak yıkmak

Türetilmiş Kavramlar

[düzenle]

ocak ağası, ocak anası, ocakayı, ocak beytülmalcisi, ocak bezirgânı, ocak boşaltıcısı, ocak bucak, ocak çekirgesi, ocak erkânı, ocakeşeği, ocak halkı, ocak kaşı, ocak katı, ocak kâtibi, ocak sanatı, ocak sehpası, ocak siperi, ocak takımı, ocak taşı, kör ocak, od ocak, acemi ocağı, aile ocağı, asker ocağı, aş ocağı, baba ocağı, Bostancı Ocağı, çay ocağı, deprem ocağı, elektrik ocağı, gaz ocağı, Humbara Ocağı, ispirto ocağı, kahve ocağı, kireç ocağı, kum ocağı, maden ocağı, parti ocağı, sağlık ocağı, taş ocağı, Yeniçeri Ocağı

Çeviriler

[düzenle]

Kaynakça

[düzenle]

Atasözleri

[düzenle]

Gagavuzca

[düzenle]

Köken

[düzenle]

Eski Anadolu Türkçesi

ocak

  1. (aylar) ocak

Kaynakça

[düzenle]
  • Eyuboğlu, İsmet Zeki (1998). Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü. İstanbul: Sosyal Yayınlar. ISBN 975-738-472-2.
  • Etymological Dictionaries - Andras Rajki